Mahmut Tolon

mahmut tolon population evolution articles books kitaplar makaleler

İsrael, Filistin, Türkiye ve Kürtler


“Adam şöyle bir doktora tezi yazıyor: “Güney İngiltere’de Brighton ve Hastings kentlerinde 19. yüzyılın ikinci yarısında aile ilişkileri ve gayrımeşru çocuk doğumları.” Başarılı bir tez; kitap olarak yayımlanıyor. Kitabın adı daha kısa ve özlü olmak zorunda elbet. “Güneyli Piçler” oluyor!”

Taraf Gazetesinde Roni Margulies yazmış ve yazdıklarını musevi kültüründen bir vatandaşımız yazdığı için daha da önemseyerek aktarıyorum:

“Benzer bir yaklaşımla, İsrail/Filistin sorununu özetlemek istiyorum.

Çok karmaşık, çok yönlü, içinden çıkılmaz bir sorun, değil mi?

Değil. Aksine. Çok basit.

On kısa cümlede özetlenecek kadar basit:

1) Dünyanın uzak bir yerinden birileri bir toprağa geliyor ve ora halkına, “Bu topraklar 2000 yıl önce bizimdi, biz oturacağız, siz gidin” diyor.

2) “Bize Avrupa’da yaşam hakkı vermiyorlar, ırkçılığa ve soykırıma maruz kaldık, izin verin bu topraklarda beraber yaşayalım” demiyorlar.

3) “Siz gidin, burası bizim” diyorlar. Ve savaşarak yerli halkı kovuyorlar, yerinden yurdundan ediyorlar.

4) Bunun hiçbir hukuksal, etik, ahlakî meşruluğu yoktur ve olamaz. Bu anlamda, İsrail devleti gayrımeşrudur, korsan bir devlettir.

5) İsrail “sadece Yahudilere özgü” bir devlet, bir “Yahudi devleti” olduğu sürece, gayrımeşru, ırkçı ve haksız bir devlet olacaktır.

6) Bu koşullarda barış olamaz. Bu koşullarda Filistinliler her an, her yaptıklarında, tümüyle haklıdır.

7) İsrail’in tüm yaptıkları, savaşlar, saldırılar, cinayetler, bu temel haksızlığı sürdürmeyi amaçlamaktadır. Tümüyle haksızdır.

Meselenin özü bundan ibarettir.

Başka her şey ayrıntıdır, meselenin özünü değiştirmez.

Bu özü gözden kaçırmadığımız zaman, kimin haklı, kimin haksız olduğunu unutmadığımız zaman, her şey çok basittir.”

Diyor (– yazının tamamını http://www.taraf.com.tr/roni-margulies/makale-yahudi-devleti-ve-din.htm veya 21.11.2012 tarihli Taraf gazetesinden okuyabilirsiniz) ve devam ediyor:

“Basit konulardan söz açmışken, biraz da kendi basit sorunlarımıza bakalım mı?

Başbakan şöyle demiş:

“Biz İslam dininin mensupları Hz. Musa’yı da, Hz. İsa’yı da kendi peygamberlerimiz olarak gören, hürmette kusur etmemeyi şiar edinen insanlarız. Aynı hürmetin, aynı saygının Müslümanlardan ve Müslümanların kutsal değerlerinden esirgenmesini adalet adına büyük bir çifte standart olarak görüyoruz. Kendi ülkelerinde Müslümanlara yönelik ayrımcılığı görmezden gelenler Gazze’de çocukların katledilmesi karşısında gözlerini yumuyorlar.. Nerede adalet?”

Tümüyle katılıyorum. Kâğıt üzerinde tam da böyle.

Ama sadece kâğıt üzerinde böyle.

Gerçekte ise, olup bitenlerin ne Hz. Musa’yla, ne Hz. İsa’yla, ne Müslümanlarla, ne de kutsal değerlerle alakası var.

Batılı devletler, Gazze’deki katliam karşısında Filistinliler Müslüman olduğu için, İsrailliler Yahudi olduğu için ve kendileri Hıristiyan olduğu için sessiz kalmıyor. Devlet oldukları için sessiz kalıyorlar.

Mesele kimsenin diniyle alakalı değil.

İsrail dünyanın karmaşık, istikrarsız ve önemli bir bölgesinde emperyalizmin güvenilir bir müttefiki olduğu için, emperyalist devletler hep sessiz kaldılar, hep sessiz kalacaklar.

Sessiz kalmak ne kelime? Bu devletlerin desteği olmasa, İsrail’in varlığını sürdürmesi bile mümkün olamazdı.

Sessiz kalmak Hıristiyanlıkla ilgili değil, vahşet Yahudilikle ilgili değil.

Türk devletinin 90 yıldır Kürtlere yaptıkları Müslümanlıkla ilgili olmadığı gibi.
”

Diyor Margulies.

Üstteki kelimeleri önemsiyorum ve son derece iyimser bakıyorum bu çağda gerek Türkiye ve Kürtler konusuna,  gerekse İsrael ve Filistin konusuna. Hamasete ragmen, katliamlara rağmen.  Türümüzün tüm ahmaklıklarına ragmen. Barıştan başka yol olmadığını hepimiz anlayacağız.

Filistin’de ağlayan bir Dışişleri Bakanımızı gördük. Uludere deki çocukları kendisinden daha uzak görüyordu ki o zaman onu ağlarken görmedik.

Bakan olunca, lider olunca bazen ideojilere kendimizi kaptırmaya meyyal bir türüz vesselam. Ramazan davulu gibi ben ben de ben ben diye düşüncelerimize etrafımızdakileri ve en başta kendimizi inandırıyoruz.

İsrael’e Almanya’nın ödedikleri ortada.  Kabaca emsal alınır, aklıbaşında ülkeler İsrael’i ikna ederler. Çözüme yönelinir. Atom bombası olduğu bilinen, Atom denizalıtısı çalışmaları bilinen İsrael’de ülkeye tarafsız bir turist olarak gittiğimde gördüğümü iki kelime ile özetlemem gerekirse başarı ve kibir  kelimelerini seçerdim.

Masada’dan beri aşağılanan bir kavmin başarısı her açıdan örnek ama kibiri aşmaları gerekecek.

Tarih bilgisine göre: Necef çölünde Masada dağında 66 yılında Romalılara teslim olmak istemeyen 960 Yahudi intihar etti. Toplu intihardan sadece 2 kadın ve 5 çocuk hayatta kaldı.

Advertisements

November 21, 2012 - Posted by | Makaleler / Articles

No comments yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: