Mahmut Tolon

mahmut tolon population evolution articles books kitaplar makaleler

“Darwinizm”, Bal Tutan Cenazesi falan


 

Bal Tutan

 

Kıyak emekliliği biliyoruz, Milletvekili ve ailelerinin özel sağlık sigortalarını da. Muhalefet bu tür olayları kullanamıyor çünkü muhalefet milletvekilleri de “istemem yan cebime koy” diyorlar. Basın da netice getirmeyecek şeylerle uğraşmıyor. Hepimiz biliyoruz bir milletvekilleri kooperatifi kuruluyor, ucuz arsa’ya  “izinler “ diğerlerinden daha kolay alınıyor, vs. vs..

Bağımsız basın, bağımsız yargı oturtamadık yaklaşık 100 yılda. Lider sultasını aşamadık! Hoş sağolsun şu yetmez ama evetçiler  sayesinde Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın bağımsız olmasını sağladı ama, yetmez tabii.

 

Hürriyet’te yazılarını takdir ederek okuduğum Şükrü Kızılot yazdı, aynen aktarıyorum:

 

 

“ SOMA’daki maden işçileri de dahil işçilerin ölümünde, ailesine, 415 TL “cenaze parası” ödeniyor.
Memurların ölümünde, ailesine 1.463TL “cenaze parası” ödeniyor.
Milletvekillerinin ölümünde ise, ailesine 1990 yılından bu yana müsteşar maaşının 12 katı yani 2014 maaşına göre, yaklaşık 95 bin lira “cenaze parası” ödeniyor!
Cenazeyi kaldırmak, yıkama ve cenaze arabası ücretsiz, kefen bezi, mezar yeri vs.de 1-2 bin lira olduğuna göre, işçi ile kıyasladığımızda; milletin aslı ile vekili arasındaki 229 katlık bu fark neyin nesi?”

 

Yeşil, mavi, kırmızı plakalar ve bir  müsteşar,  vali, kaymakam  bile bir yerden bir yere giderken trafikte “olay” oluyor.

 

Cumhurbaşkanı İnönü’den sonra Bayar, DP nin ilk yıllarında sadece 3 araçlık bir konvoyla gidince halk şaşırmıştı! Menderes Başbakan iken 57′ ye kadar, yanında iki kişi ile sohbet ederek Kavaklıdere Tenis kulübü önünden yürürdü arkada 2 koruma ve epey arkadan 2 araç takibederken.

 

 

 

Ne oldu bize sahi? Görmemişlik ve hırs mı arttı? Kimi, kimden koruyoruz bu kadar çok para vererek? Geçenlerde 10 yıldan fazla emekli bir müsteşarın bile “korumaları” olduğunu yazmıştım. Kaç yıl sürecek bu? Ve tabii umursayan hepimizin (% 5 mi 10’umu? bilemem ama yüzde kaç ise)  “umursayanlar” olarak aklında olan soru: bu nasıl değişecek?

 

 

Ve Evrimbilim (Darwinizm kalmadı gari gardaşlar!)

 

Bir emekli profesör ile konuşurken bir öğrencinin bir üniversitede (evrim)  “Darwinizm” okutuluyor diye “Başbakanlığa” şikayet dilekçesi verdiğini duydum.

 

Neye yanayım? Hala Darwinizm’den bahsedildiğine mi? Başbakanlık bu dilekçeyi gerçekten YÖK’ e yolladı ise, ona mı? YÖK araştırılsın diye Rektörlüğe yazı yazdıysa ona mı?

 

Tek tek üstünden geçelim çünkü bu konu önemli:

 

“Darwinizm” kelimesi ondokuzuncu yüzyıldaki yanlış anlaşılan ve terkedilen evrim bilimi için bir süre kullanılan   bir kelime, batıda artık sadece bilim tarihi ile ilgilenenler tarafından yani tarihi anlatmak için kullanılıyor.

 

Artık en geç İkinci Dünya Savaşı’ndan beri “Evrimbilimi” deniliyor.

 

Malum İkinci Dünya Savaş’ında da kısmen yanlış anlaşılan felsefe ile örtülmeye veya izah edilmeye çalışılan açgözlülük ve aptallıktan  otuz milyon kadar insan öldü. Üstün ırk falan sanıldı.

 

Büyük balık küçük balığı yer sanıldı. Yer yemesinde de yarış onun yarışı değil evrimbilimde. Hangi türün yaşamda kalacağının yarışı.

 

 

Yani anladık ki küçücük mikrop veya kurt koskoca yaratığı öldürebiliyor ve hatta neslinin de tükenmesine yol açabilir. Hele hele iklim de “büyük” canlı için “uygun değilse.

 

Yani ilk itiraz hala Darwinizm gibi bir kelimenin  bizde, basında ve üniversitelerde “evrim’den” bahsederken kullanılmak istenmesine.

 

İkinci itiraz (eğer duyduğum doğru ise, araştırma sonunda ne çıkacak ayrıca yazacağım) Başbakanlık gereçekten bu “dilekçeyi” YÖK’e yolladı mı?

Yani, örneğin Hukuk fakültesinde “Anayasa hukuku okutuluyor” diye bir şikayet dilekçesini de başbakanlık işleme koyar mı?

 

Haydin oradaki sekreter anlamadı YÖK e yolladı. Yökteki (Yüksek ! Öğrenim ) sekreterin veya görevlinin bu konuyu, bilmeme veya anlamama lüksü olmamalı. Merakla bekliyorum bakalım ne çıkacak.

Bambaşka bir konu ise Başörtüsü konusu.  Bundan beş altı sene önce İTÜ de sormuşlar  hocalara “Başörtüsü üniversite’ye girsin mi, girmesin mi?” diye!  Sadece bir avuç hoca “girsin” demiş”.  Bu hocalara da “yobaz” ismi takılmış bazılarınca! İnsaf yahu. Bence giyim kuşamı aşmalı üniversite artık.  Hala “girmesin” diyenlere yobaz denilmeli.

 

 

 

 

 

 

 

Advertisements

June 1, 2014 - Posted by | Makaleler / Articles

2 Comments »

  1. değerli üstadım, başörtüsü konusu tamam da ufak bir not düşeyim.

    kuşkusuz üniversite eğitimi alan bir genç kız, baş örtüsü konusundaki tercihini özgürce yapmalıdır, ancak ilk okul çağındaki çocuklara da başörtüsü giydirmek isteyen ebeveyn telkinlerine, zorlamalarına ve mahalle baskılarına ne demeli??

    Like

    Comment by armanin | June 3, 2014 | Reply

    • Bir bilimsel bakış: 18 yaşına kadar dini eğitim bile tartışılmalı en azından devlet vermemeli ama korkarım türümüzün( ve “batı ülkelerine” ve oradaki gelişmelere bakınca hepimizin,) o noktaya gelmesi için daha bir 50 yıl gerek.

      Like

      Comment by mtolon | June 3, 2014 | Reply


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s

%d bloggers like this: