Mahmut Tolon

mahmut tolon population evolution articles books kitaplar makaleler

“Gerçekçi” seçim sistemi


 

 

Ahlak/ Etik  çalışması sonunda sunumdan tamamen kopup geçen yazıda kendi anladıklarımı eğitim ve görgüm çerçevesinde dile getirmiştim.

 

Ayni yolda biraz daha devam etmek istiyorum. Zor memnun edilen yaratıklarız. Ancak bir süre eziyet çektikten sonra yapılan yardımı anlayabiliyoruz. Tembel olduğumuzdan alışkanlıklarımızdan vazgeçmeyi hiç sevmiyoruz.

 

Güvene ihtiyacımız ve eşitlik ihtiyacımız yanı sıra zevk ve keyif gereksinimimiz ön planda.

 

Fazla güven (hukuk, adalet, emniyet) olmadığı için de bol oranda hukuk ve polisiye diziler ile sakinleşiyoruz ve sağlık dizileri ile kendimizi sağlıklı hissediyoruz.   Olmayan eşitliği de bu dizilerde bol bol buluyoruz. Dolayısı ile gerçekleri görmezden gelebiliyoruz.

 

Bu eşitlik olayına o denli takılmışız ki Birleşmis Milletler deklerasyonunda ve bir sürü ülkenin Anayasa’sında eşit olduğumuz bile yazılı.

 

Gelin bir de kendi kendimizi aldatmayı bırakıp diğer yüze bakalım: Eşit değiliz. Eşit olmak da istemiyoruz. Yenen tarafta olmak istiyoruz. En sevilen oyunlar “diğer” tarafın kalesine, potasına alanına bir silah (top) atarak “oyunun” galibi olmak. Milyarlarımız bu oyunları büyülenmişçesine izliyor.

 

Politikada da amaç kazanıp pastadan daha fazla pay alırken biraz da diğer tarafın burnunu sürtmek değil mi?

Eğlenme, eşitlik, güvenlik ve sağlık gereksinimimizi mutluluk başlığı altında topluyoruz.

 

Toplumsal mutluluk için yeni yollar aramakta fayda var. Bu yolların sıra dışı olmalarında da büyük bir fayda bile olabilir.

Gelin bu denklemdeki zaten olmayan eşitlik ilkesinden bir an için vazgeçelim. Mutluluğu ararken örneğin demokrasiyi ve seçim sistemini biraz farklı tarif edelim. Birbirinden kolayca ayrılan üç seçmen türü tarif edelim.

  1. Bir insan bir oy: her vatandaşın hakkı.

 

  1. Bu hakkı yüz kızartıcı suç üç kez peş peşe kesinleşen adi suç ile bir süre örneğin 5 yıl veya 10 yıl kaybedenler. Şu an zaten oluğu gibi akli melekelerini tamamen kaybedenler oy veremesinler.

 

  1. Yüksek eğitim sorumluluk alanlar ve muayyen oranın üzerinde vergi verenin ise 5 veya 10 yıl süre ile iki oy hakkı olsun. Örneğin milletvekili olanlar, bir spor dalında şampiyon olanların. Devlet hizmetinde olanlar bu ayrımdan muaf olsunlar ve memuriyet tarifi gereği burada adaleti sağlayacak kişiler oldukları için   hep ilk sınıfta kalsın mevkii ne olursa olsun. Sanıyorum kabaca 100 milyonluk bir ülkede yaklaşık 10 milyon bu tanıma uyar ve bu sayı uygulamada tedricen iki misline artar, yaklaşık 10 milyon ise ikinci gruba girer.

 

Farklı iklim şartları ve adetler merkezi idareyi çok masraflı ve atıl kılıyor. Dolayısı ile örneğin her  ikiyüzelli bin kişinin netice itibarı ile bir kişiyi seçmesi hem seçenin seçileni tanıma ve hesap sorma imkanını getirir ve hem de yöresel idareye güç kazandırarak lider sultasını önler. Seçilenler örneğin 100 milyon nüfusta 400 kişi temsilci olurlar daha basit ve daha etkin daha az masraflı bir temsil olur.

 

Bu yazılanı fikirleşmeye açıyorum. “Sonsuza kadar değişmeyecek anayasalar hep yazılıyor ve bir grubun seçim dışı kalmasını sağladığı sanılıyor. Bu gün de örneğin 1949 da apayrı bir nüfus ve ortam için yazılan Alman Anayasası – sadece bizimki değil, son derece tartışılır bir konumda.  gerçekçi bir seçim kanunu ve seçilmede adalet ise, mutluluk arayışında çok anlamlı bir adım olabilir.

Advertisements

May 24, 2016 - Posted by | Makaleler / Articles

3 Comments »

  1. Sevgili Mahmut, Yarın Çandarlı’da bir haftamız doluyor. Ama daha hala alışamadık. Serin rüzgar bizi sersemletiyor. Yolumuz sık sık senin Hıdırağa sok.dan geçiyor. Seni sevgiyle anıyoruz. Gerçekten de Urla bizi senin evsahipliğinde büyüledi. Nernin’in ablası da bizle. Senin Turunçlardan harika bir reçel yaptılar. Sana kaldığımız 2 günde gösterdiğin misafirperverlik için çok teşekküt ediyoruz. Arkadaşın Zafer Bey’e de selamlarımızı gönderiyoruz. Sayende beni yeni bir takıntı edindim! Sen bizi Urla kıyısında gezdirirken, denizden dar bir yolla ayrılmış bir otelin önünden geçiyorduk. Kapısı ve yanındaki camlardan içeriye baktığımızda duvarda harika bir tablo asılıydı. Ben durup içeri girdim ve sordum. Bu tablonun aslında bu tarihi otelin denizden alınmış bir fotografı olduğu söylendi. Otelin adına bile dikkat edemedim, zira hayran olmuştum! Acaba bir tekrar geçişinde, o resmin benim için bir resminı çekebilir misin, lütfen? Belki otelin internet adres ve reklamında da vardır? Kaçıklığımı mazur göreceğini umarım! Sevgi ve Saygılarla, Umur ve Nermin

    Comment by umur daybelge | May 26, 2016 | Reply

    • Umur bey,herseyden once Urla’daki bizleri bilgilendirme konusmaniz icin tesekkurler.Insan hayatta daha cok ogrenileceklerin oldugunu her gecen gun daha iyi anliyor😊Nermin hanim ve sizi tanidigima cok memnun oldum.
      Bahsettiginiz otele yaklasirsak size resmi cekip gondeririz.Sevgiler,zafer

      Comment by zafer caner | May 28, 2016 | Reply

  2. Medya etkisini nasıl değerlendireceğiz abi? Toplumda ciddi sayıda insanın düşünceleri medya tarafından yönlendiriliyor. İşin ironisi şurada, genellikle okula gitmiş adam gazete okuyor. Birileri de sinsice yöntemlerle gazete okuyanların düşüncelerini biçimlendiriyor. Biraz daha faza okuyanı BBC CNN okuyor, onlar da bu daha fazla okumuşları daha akıllıca yöntemlerle yönlendiriyor. Sonuçta akıl akıldan üstündür. Paranın satın alamayacağı akıllı da pek kalmadı hani. Tam bir Dilemma anlayacağın…

    Comment by zk | May 31, 2016 | Reply


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: